Kaynak belirtmeden alıntı yapmak ahlak kurallarına aykırıdır. @haberci - Blogcu



Kaynak belirtmeden alıntı yapmak ahlak kurallarına aykırıdır. @haberci

22/3/2007

ÖTEKİLEŞTİRME ? DERİN DEVLET ?

Memleketimiz ve Dünya insanı tarih boyunca Egemenler ve Siyasi erkler eliyle ötekileştirmeye çalışılmış ve sür-git devam etmektedir.

Olayların sebep/sonuç ilişkisini incelediğimizde  projelerin hangi amaca hizmet ettiğini anlamamızı sağlayacaktır.

Yönetici erk ne zaman toplumun bir kesimine arka çıkmışsa ötekileştirme yükselişe geçmiş ve istenmeyen olaylar tarihe damgasını vurmuştur.

Türk ve Dünya tarihi küçük ,büyük utanç verici örnekleriyle doludur Celali isyanları, Patrona Halil isyanı,Vakai hayriye, Çorum, Maraş Sivas olayları  ,Bosna onyıllardır bitmeyen FİLİSTİN ve günümüzde IRAK devam ederek listeyi bir hayli uzatmak mümkündür .

Şu an ülkemizin yaşadığı ''ÖTEKİ'' sorunumuz olan DOĞU sorunu , 1940 lı yıllardan beri BATI insanımızın ''cahil'' ikinci sınıf gördüğü DOĞU insanına üvey evlat muamelesi görmüş ''Vatan haini''  muamalesine dönüşmüş , üst sınırlarıdır, bunun ötesi toplumu ciddi kaoslara sürükleyecektir.

Olası bir kıvılcımla 80 öncesi Türkiye' yi arar hale geleceğimiz bir ''Komplo Teorisi'' değil, aklı başında herkesin görebileceği bir gerçektir.

Toplumdaki bu ayrışmanın nedeni insanlık ölçüleri yerine ırk ,kimlik,din , mezheb vs.. temel alan siyasilerin yıllardır izlediği yanlı politiklardır.

Son yıllarda AB nin zorlamalarıyla çözüm üretme görüntüsü verilerek yapılan uygulamalar, halen ciddi bir bakış açısı ve politikadan yoksun, günü kurtarmaya çalışan siyasilerin günah çıkarma gösterilerinden ibarettir.

Bu politikalar partilere , siyasi ve ekonomik rant sağlıyabilir, fakat; eski siyasilerin hatalarını nasıl şu an çekiyorsak, 2000 li yıllar sonrası politikalarda da özde  birşey farketmediği  halkın aleyhine, egemenlerin lehine sonuçların doğurduğu görülecektir

Tüm bu sebeplerle din-mezhep-milliyetçilik amaca hizmet eden argümanlar, ''ÖTEKİLEŞTİRME'' Sonuç, ''DERİN DEVLET'' ise yutturulmaya çalışılandır.

Altındaki yatan örtülü amaç ulusal ve uluslararası egemenlerin, bu argümanları kullanarak varlıklarını sürdürme ve büyüme mücadeleleridir.

 

@ Haberci 04.02.2007

 

23/2/2007

Anlamlı resimler


Gençlik ve serdeki hafif anarşistlik... 200 metrede altın ve bronz madalya kazanan Amerikalı iki siyah atletin, Tommie Smith ve John Carlos'un siyah deri eldivenli yumrukları havada, başları önde posteri yıllarca hayal dünyamızı ve asıl oda duvarlarımızı süslemişti. İtiraf ediyorum ki, Aynur Çağlı'nın o muhteşem haberini okuyana kadar aynı karede önde duran, gümüş madalyalı Avustralyalı beyaz atlete hiç dikkat etmemişim. Adı Peter Norman imiş... İşte bu atlet geçen hafta öldü. Haberin ve konunun tekrar gündeme gelmesinin sebebi budur. * Gelelim hikayeye... Mexico City'de 200 metre finali koşulmuş. Amerikalı (siyah) atletler Tommie Smith ile John Carlos birinci ve üçüncü gelirken, ikinciliği Avustralyalı (beyaz) Peter Norman kazanmış. Madalya töreni için bekledikleri sırada, Carlos, Peter Norman'ın yanına gelerek sormuş: - İnsan haklarına inanıyor musun?- Evet, inanıyorum. - Peki ya Tanrı'ya? - Bütün kalbimle...Bunun üzerine, iki siyah atlet kafalarındaki eylem planını açıklamışlar, Norman tereddütsüz katılmış:- Ben eyleminizi destekleyeceğim, bana ne yapmam gerektiğini söyleyin! İlk defa, o günler için müthiş bir provokasyon hatta devrim sayılacak bir eylem planlıyor iki genç adam: Amerika'daki ırk ayrımcılığını ve siyahlara reva görülen fakirliği ve ikinci sınıf vatandaşlığı protesto edecekler... Ama nasıl? Fikir Norman'dan geliyor: bir çift siyah deri eldiven buluyorlar, sağ tekini Tommie, sol tekini John eline geçiriyor; fakirliği sembolize etmek için çıplak ayakla kürsüye çıkıyorlar, başları kederle öne eğik, sıkılı yumruklarını havaya kaldırıyorlar. Önlerinde duran beyaz atlet Peter Norman da, dayanışmasını göstermek için kalbinin üstüne 'İnsan Hakları İçin Olimpiyat Projesi Hareketi'nin kokartını iğneliyor. Amerikan milli marşı çalarken plan icra ediliyor ve eylem koyuluyor. Ve tabii (hatırlıyorum) dünya birbirine giriyor. Amerika ayağa kalkıyor. Olimpiyatlar bile gölgede kalıyor, dünya gazeteleri yumrukları havada siyah atletlerin fotoğrafını birinci sayfadan veriyor... Amerikan Olimpiyat Komitesi iki siyahın spor kariyerini o saniye bitiriyor. Eylem amacına ulaşmış, Amerika'daki zenci azınlığın durumu dünya gündemine girmiştir. Smith ve Carlos spor hayatlarını (ve buna bağlı olarak geleceklerini) feda etmişler ama dünya tarihine geçmişlerdir. Dünyadaki yüz milyonlarca ezilmiş siyahın ilahı haline gelmişlerdir. Peki ya Avustralyalı beyaz Peter Norman? Meslektaşım Aynur'un anlattığına göre, Norman'ın da hayatı kararmış. Tommie Smith diyor ki: "Peter, bir beyazdı. O günlerde siyahların haklarını savunma cesareti gösteren, onurlu ve belkemiği sahibi beyaz çok azdı. Peter, Avustralya'ya döndüğünde kimse yüzüne bakmadığı gibi, herkes tarafından yargılandı. Onun da atletizm kariyeri bitti, spor çevrelerinden dışlandı. Tehditler, işsizlik ve tecrit nedeniyle öyle sıkıntılı günler yaşadık ki, üçümüzün de ilk evliliği sona erdi."


Avustralya Devleti Norman'ı ölene kadar affetmemiş ama... Norman intikamını mezara götürmüş: 1968 Olimpiyatları finalinde ikinci olurken kırdığı 200 metre Avusturalya rekoru hâlâ, 38 yıl sonra kırılamamış. Ölene kadar süren 'eylem kardeşliği' İki amerikalı ve bir Avustralyalı 'lanetli' atletin o gün başlayan 'eylem kardeşliği' ve dostlukları ömür boyu sürmüş. Aradan geçen 38 yıl boyunca, yazışmışlar, buluşmuşlar, görüşmüşler. Ta, geçen hafta, Peter Norman evinin bahçesinde kalp krizi geçirip 64 yaşında ölene kadar. Ve şimdi, aşağıdaki fotoğrafa iyi bakın: Melbourne'de yapılan cenaze töreni. 'Onurlu beyaz atlet' Peter Norman'ın tabutu, Tommie Smith (solda) ve John Carlos'un omuzlarında! Üç 'eylem kardeşi' son kez omuz omuza... Nasıl, muhteşem bir haber değil miymiş? Bu habere neredeyse tam sayfa ayıran Star'a bravo. Ve tabii Aynur Çağlı'ya da kocaman bir bravo. Final onun ağzından: "Cenaze töreninde Carlos ile Smith'in yanına gidip 'Siz Mexico City'de yumruklarınızı havaya kaldırdığınızda, biz Türkiye'deydik. Şeref kürsüsündeki fotoğrafınız o gün bize ve kuşağımıza çok şey öğretti ' dediğimde, Carlos yüzünde içten ve gururlu bir gülümsemeyle eğilip,'Bizim de bütün amacımız buydu zaten ' dedi." (Star, 16 ekim)

16/2/2007

Kütüphane Kampanyası

Güzel İnsan,

Kasım 2005'te eğitim-öğretime başlayan okulumuzun her şeyi var ama kütüphanesi yok.

Öğrencilerimizin çoğu köyden servisle gidip geldiği için Kızıltepe İlçe Halk Kütüphanesi'nden de yararlanamıyoruz.

Öteden beri öğretmen arkadaşlarla aramızda konuşup duruduğumuz kütüphane yokluğunu, 8 Kasım 2006 tarihindeki öğretmenler kurulu toplantısında acilen çözülmesi gereken bir problem olarak dile getirdik. Çok kısa bir süre içinde hemen ekibimizi kurup 13 Kasım 2006 Pazartesi günü bizi bu aşamaya getiren çalışmamıza başladık.

Çalışmaya başladığımızda hiçbir şeyimiz yoktu.

Şimdiye kadar yaptıklarımız: 

  • İlçemizdeki dershanelerin desteğini alarak yaptırdığımız  7000 kitap kapasiteli kitaplık,
  • Okulda yaptığımız kampanyada topladığımız 779 tane kitap.
  • Pencerlerde perdeler,
  • Siparişini verdiğimiz 50 tane kabinli ders çalışma masası,
  • Ödünç de olsa bir bilgisayar temin ettik.

Yapacaklarımız:

  • Kitaplıklarımızı değerli eserlerle doldurmak.
  • Kitapları Dewey Onlu Sisteme göre tesnif etmek.
  • Kütüphanemizi korunmasını ve verimli bir şekilde kullanılmasını sağlamak amacıyla İlçe Halk Eğitim Merkezinden ayarladığımız "Sertifikalı Kütüphanecilik Kursu"nu ikinci dönem başlatmak.
  • Kütüphaneye bir bilgisayar temin etmek.
  • İlçemizin ilkbahardan itibaren aşırı sıcak olmasından dolayı kütüphaneye salon tipi klima takmak.

Sözün özü şu an eksikliğini en çok hissettiğimiz şey: KİTAPLAR. İşte tam bu nokta iş sana düşüyor güzel insan...

Kütüphane Oluşturma Ekibi

http://www.kiziltepeimkblisesi.page.tl/

2/2/2007

Kazakistanda sular durulmuyor

Bazı odaklar tarafından desteklenen milliyetçi karşıtlık iki ülkenin insanlarını kaosa sürüklemekte, resmi organlar tarafından göz yumularak büyümesine bir ölçüde destek verilmektedir.
Dünya hızla kaosa doğru sürükleniyor , kimlerin planı bunlar !
Sermayenin ,emeği daha rahat sömürebilmesi amaçlı iki ülke işçileri birbirlerine kırdırılmakta Türklerin kaçmasıyla daha ucuza işçi çalıştırılma yolu açılarak bundan rant elde edilmek istenmektedir.

KAZAKISTAN'DA TURKLER'E SALDIRILAR-2
Bureau Veritas Kazakistan'da çalışan Türk mühendis arkadaşlarımızdan dördü son 2 hafta içerisinde, evlerinin önünde, bindikleri takside yada gittikleri restaurantta dövülüp soyulmuşlardır! Aralarından sadece bir tanesi polise ve konsolosluğa şikeyette bulunmuştur ve hiçbir sonuç alamamıştır.
Türklere karşı olan nefret giderek yerini taciz ve dayak şekline dönüşmektedir. Kazak polisinin bir Türk vatandaşına saygısı kalmamıştır aksine dalga geçmektedirler.
Her an, her yerde bir Türk vatandaşının tacize uğraması yada soyulması tehlikesi vardır ve bunu önlemesi gereken Kazak polisi ise bu listenin en başında bulunmaktedır.
Yetkililerimize ısrarla bu olayların giderek arttığını ve artık müdehale edilmesi gerekildiğini açıklamamıza rağmen ne Konsolosluktan ne de Türkiye'deki herhangi bir merciiden olaylarla ilgili hiçbir açıklama yada müdehale yapılmamıştır.
Kazakistan'daki Türkler kaderlerine terk edilmişlerdir ve yavaş yavaş geri dönmeye başlamışlardır.
................
Makina Mühendisi
Almaty / KZ
----- Original Message ----
Arkadaslar,
Turklere yapilan bu saldirilar sanki liste cikarilmis ve siraya konulmus gibi devam etmektedir, Almata'dan bu olaylara bakisi gecenki Buyukelcimizin toplantisina katilanlar asagi yukari biliyorlar. Bu olaylardan bir sekilde Almaty elcilignin haberi oluyormu? Eger olmuyorsa haberdar etmek gerekir, neredeyse hergun bir Turk'e saldiriliyor, dovuluyor ve soyuluyor! Elcilik yetkililerimiz ve Dis isleri yetkililerimizin bu saldirilari artik ciddiye almasi icin her saldirida insanlarimizin olmesini beklememiz yada Mutalak Elcilige-Elciye saldirmalarini beklemek mi gerekiyor? Burada Yasayan her vatandasimizin Cani ve mali en az Elcimiz kadar degerlidir ve bu Elciligimiz tarafindan da Turk Dis isleri yetkilileri tarafindan da boyle kabul edilmelidir. Insanlarimizin can guvenligi icin simdiye kadar hic bir sey yapilmadigi, bu kucuk sehirde bile hic bir suclunun yakalanip kanun onune cikarilmamasi acikca ortaya koymaktadir (en azindan boyle bir bilgi bizere ulasmadi).
SIZLERE ONERIM ALMATY ELCILIGIMIZIN ve DIS ISLERI YETKILILERININ BASIRET GOSTERMESINI SAGLAMAK ve TURKLER'I DAHA FAZLA BURALARDA KUCUK DUSURMEMEK, CAN GUVENLIGININ SAGLANMASI, BU SALDIRI CETELERININ BULUNMASI ve CEZALANDIRILMALARI ICIN KAZAK YETKILI KISI ve MAKAMLARINA GEREKLI BASVURULARI YAPMALARINI ve ARTIK TURK DEVLETININ TURK MILLETININ ARKADSINDA OLDUGUNU HISSETMEMIZ ICIN KAFALARINI GOMULU OLAN KUMDAN CIKARMALARINI SAGLANMASI, 3-5 DOLARLIK EKONOMIK CIKAR UGRUNA VATANDASLARINI GORMEZDEN GELMEMESI ICIN ELINIZDEN GELENI YAPMANIZDIR.
.........- Kazakistan
Oglen vakti ogrendigime gore; Atyrau ‘da Yildiz Café yi isleten Sn. Hasan Erkmen i dun gece kendisi eve Girerken kar maskesi takmis 2 kisinin saldirisina ugramis; dovulmus ve soyulmustur. Aldigim habere gore Hasan bey su anda evinde tedavi edilmektedir.
.............
TENGIZCHEVROIL - Special Projects
TCO-Headquarters - Room# 516E
Office:+7 312 302 6848 / Cell:+7 701 323 75 65

 

31/1/2007

* TÜRKİYE DUBLİN İRLANDA MARDİN I. öyküm

 Medeniyetlerin beşigi Mardin'e ilk gelişiydi.
Adını tarihteki İrlanda'lı Kelt'lerin savaş tanrısından alan Mr. Morrigan'in, Mardin 'e yolculuğunun sebebi de tarihe olan aşırı tutkusuydu.
Bir çok Avrupalı gibi, Türkiye'de suç oranının bir hayli yüksek olduğu ön yargısına sahipti, buna rağmen herşeyi göze almıştı .
Dublin'de, belki de yok denecek kadar az sayida ki Türklerden, Türkiye'yi ve Türkleri tanıma, dostluk kurma şansı dahi olmamıştı.
Yağmurlu ülkenin soğukkanlı insani, Mardin'de sıcak iklimin sıcakkanlı, dost canlısı insanlarını tanıma, tanışma fırsatı bulmuş bir hafta gibi kısa bir sürede Mardin'i gönlünün Avrupa birliğine kabul etmişti bile, Kırklar kilisesini, Deyrulzafaran'ı , manastırda baski altında olmadan eğitim alan Hristiyan Süryanilerinin, Müslüman Türk ve Kürtlerle aralarında herhangi bir gerginlik yaşamadıklarını öğrenmiş ve duyduklarına, gördüklerine inanamamıştı.
Çabuk mahallesindeki Kırklar kilisesinin çan seslerine, Şeyh ÇABUK camisinin ezan seslerinin karıştığı, anı yaşamış dahası cenaze namazlarına katıldıklarını söyleyen Süryanilerle tanışmıştı .

Büyülenmiştim sanki, artık her yıl ülkenize tatile geliyor ve dostlarımın da gelmesini sağlıyordum diyor, ve anlatmaya devam ediyor.
Bir kaç yil sonra ki tatilim sırasında ilginç bir teklif aldim, yeni açılmakta olan bir koleje İngilizce öğretmeni alınacakmış, kabul ettim, gerekli resmi işlemleri bizzat Mardin valiliği yaptı. Mardin'e yerleştim, okulumu çok seviyorum, civar köylerden başarılı öğrenciler burslu kabul ediliyor.
Öğrencilerime derste İrlanda tarihiyle ilgili bir olayı aktardım 1846’da İrlanda’da "büyük patates kıtlığı" bas gösterdiğinde, yarım milyon kişi dünyanın gözü önünde açlıktan ölürken, bir tek Osmanlı, yaptığı patates yardımıyla İrlandalıların imdadina yetişebilmiş.
Yanlıs tarım politikalari ve iklimin elverişsizliği sonucu, O dönemde yegane besin ve geçim kaynağı patates olan İrlandalılar, "blight" isimli mantar hastalığı patatese düşüp kıtlığa sebep olunca, topraklarının kirasini İngilizlere veremez olmuşlar.
Toprak sahipleri, 100 bin kişiyi sokağa atıp, yerlerine kirasını "bir şekilde" ödeyebilen inek ve koyunları toprağın yeni kiracilari olarak belleyince, İrlanda’dan Yeni Dünya’ya "büyük göç" baslamış.

Tarihte Osmanlı egemenliğinin başarısı da bu politikadan kaynaklanıyor diye düşünüyorum.
Araştırma merakım bu zaman süresinde Osmanlı ve Cumhuriyet tarihini de öğrenmeme neden oldu.
Kendimi fahri bir Türk elçisi gibi görüyorum, kendi vatanıma tatile gider oldum , hala Türklerin yeni tanıştıkları birine ilk sordukları ve bir türlü alışamadığım nerelisin ! sorusuna Mardin'liyim diye cevap veriyorum.
Tatillerimde İrlanda'da Türkleri ve Atasını anlatıyorum , ''YURTTA BARIŞ DÜNYADA BARIŞ '' ilkesine sahip çıktıkça Türk insanının ,Avrupa insanıyla hoşgörü ve dostluk bağlarını daha hızla kuracağına , bu ilkeye sahip bir toplumun fertlerinin iyi bir eğitim ve iş olanakları sağlandığı takdirde en son yapacakları işin suç işlemek olacağına inaniyorum.

Tam öyle güzel anlatıyorsunuz ki, memleketimle gurur duyuyorum , size bir sey söylemek istiyorum, dediğim anda ;
Birden omuzuma dokunulduğunu farkettim, uzun boylu, temiz giyimli, kara kalın kaşları alnının ortasında birleşmiş, renkli gözlü, yüzü traşlı ,görünüşü insana güven hissi veren, orta yaşın üzerindeki muhtemelen camide imam yada müezzin olan kişi tepemde , gülümseyerek,
- Kalk ! evladım, caminin kapanma vakti geldi, dedi.
Başka bir şey söylemesine fırsat vermeden kucağımdaki ''Çabuk camisinde yatan haberci ''  kitabını eline tutuştup ,birazda utanıp,sıkılmış bir halde,
- İyi akşamlar
diyerek arkama bakmadan, telaşla camiden ayrıldım, ayakkabılarımı nasıl giydiğimi bile hatırlamıyorum, merdivenlerden birer ikişer çıkıp, caddenin hemen öte tarafındaki evimizin olduğu karanlık sokağa dalıp, kayboldum.


nebil ÇABUK
K.ÖREN / ANKARA-12.10.2006

Her hakkı saklıdır @ 2006

« Önceki ::